top of page

Fotoğraf’a nasıl başladım?

Asıl uzmanlık alanım resim.

Çeşitli dergiler için çizimler yaptım, günlük yaşamı konu alan çizgi romanlar ürettim ve çok sayıda resimli çocuk kitaplarım var.

Stuttgart’ta Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okuduğum yıllarda, iki defa ve biri biraz daha uzun süren Türkiye seyahati yaptım. Bu seyahatim 1966 yılında, Ağustos’tan Ekim ayına kadar sürdü. İstanbul’dan başladım, Bolu üzerinden Karadeniz sahillerine kadar uzandım, Trabzon Erzurum, Van, Mardin ve Diyarbakır olmak üzere birçok şehri gezdim. Sonraki duraklarım Konya, Kayseri ve Kapadokya oldu. Oradan İzmir, Bergama ve Bursa üzerinden tekrar İstanbul’a döndüm. Seyahatim boyunca harikulade manzaralar gördüm ve çok candan insanlarla tanıştım. Hiçbirini unutamıyorum. Bu seyahatte bana eşlik eden 75 mm Zeiss Tessar Objektifi olan bir Rolleiflex makiinam vardı.

Valizimde çok sayıda negatif ile ülkeme döndüm, ama onları hiçbir zaman layıkıyla işleme fırsatı bulamadım. Bu işi hep daha sonraya bıraktım. O yıllarda öğrenimim ve mesleğim daha ön plandaydı.

2010 yılında sağ gözümde başlayan bir rahatsızlık sonucu üç boyutlu görme problemleri yaşadım. Bir illüstratör olarak kağıt üzerinde çok fazla detay çalışan biriydim, ekrandaki çalışmalar da beni epey zorlamaya başladı. İşimi üzülerek bırakmak zorunda kaldım.

İşte bu durum benim için bir dönüm noktası oldu ve 1966 yılında Türkiye seyahatimden toplayıp getirdiğim negatiflerimi tekrar elime aldım. Hepsini yeniden keşfettim, elden geçirdim ve dijital ortama taşıdım. Bunun sonucunda “ Türkiye 1966- Bir Seyahatten Fotoğraflar” kitabım ortaya çıktı. Fotoğrafa olan sevgim yeniden alevlendi.


Fotoğraf yaşamımda Pablo Picasso’nun şu sözü bana ışık tuttu : “Aramam, bulurum”


Almanya’nın güneyinde çok küçük bir şehirde yaşıyorum, doğa yürüyüşlerini çok seviyorum, ama aynı ölçüde kalabalık şehirlerde dolaşmayı da seviyorum. Bu sebeple gezdiğim her yerde kendi temalarımı, ilgimi çeken kareleri bulmam hiç zor olmuyor. Gerek kırsal ortamda gerekse şehirlerin göbeğinde amaçsız dolaşırken, insan görmediği şeyleri, çoğunlukla fark etmeden önünden geçip gittiği kareleri keşfedebiliyor. Gözümün nereye takılacağını tamamen hislerim belirliyor. Önceden planlayarak çektiğim şeyler çok seyrektir.

Fotoğraf kuralları üzerine yazılar okuyor, “sokak fotoğrafı nedir, ne değildir?”, “hangi makine ve objektifi kullanmak lazım?” veya “ fotoğrafı sonradan işlemek doğru mu?” gibi sorularla çok sık karşılaşıyoruz. Bu soruların hiçbiri beni ilgilendirmiyor. Fotoğraf çekmek benim için tamamıyla duygusal bir faaliyet, sportif bir etkinlik değil. Önemli olan ortaya çıkan sonuç, o sonuca nasıl gidilirse gidilsin fark etmez. Ana akımlar benim için önemli değil.

Fotoğraflarım genellikle siyah beyaz. Işık ve gölge ile oynamak hoşuma gidiyor, bazen ters ışığı da seviyorum, grafik yapının etkilerini de kullanmaktan haz ediyorum. Temiz kareler, sarih kompozisyonlar oluşturmaya, grinin tonlarını yakalamaya gayret ediyorum. Ara sıra küçük hikayeler yakalayabilmek çok güzel.

Fotoğraf yaşamımda öne çıkan şey, 2017 yılında İstanbul Fotoğraf Müzesi’nde, 1965 ve 1966 yıllarında Türkiye gezimde çekmiş olduğum ve sonradan 2015 yılında sadece İstanbul’da çektiğim fotoğraflarımın yer aldığı sergim oldu. Bundan kısa bir süre sonra, yine aynı yıl, bu sefer kendi memleketimde, Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilen Maulbronn Manastırı’nda daha büyük bir sergim oldu.


Wie kam ich wieder zur Fotografie


Meine Profession war eigentlich die Zeichnerei. Ich entwarf Cartoons für Magazine, gestaltete Cartoonbücher zu Themen des Alltags und illustrierte zahlreiche Kinderbücher. Mit besonderer Freude war ich Autor von Bilderbüchern für Kinder.

Während meiner Studienzeit an der „Staatlichen Akademie der bildenden Künste“ in Stuttgart war ich auf einer zweiten, längeren Reise durch die Türkei, das war 1966 von August bis Oktober. Von Istanbul aus führte mich mein Weg über Bolu der Schwarzmeerküste entlang nach Trabzon über Erzurum und Van nach Mardin und Diyarbakir. Weitere Stationen waren Konya, Kayseri, Kapadokien. Von dort führte es mich nach Izmir und über Bergama und Bursa zurück nach Istanbul. Es war eine Reise durch wunderbare Landschaften und Begegnungen mit tollen Menschen. Alles unvergesslich für mich. Meine Reisebegleiterin war eine Rolleiflex mit Zeiss Tessar 75mm Objektiv.

Das zahlreiche Negativ Material, das ich mit nach Hause brachte, hatte ich nie so bearbeitet wie es es verdient gehabt hätte. Das sollte sich erst später ändern. Mein Studium und der Beruf gingen vor.

Dann, es war im Jahr 2010, bekam ich Probleme mit meinem rechten Auge und dem räumlichen Sehen. Als Illustrator arbeitete ich sehr detailliert auf Papier und das war immer schwieriger und mit aufwendigen Korrekturarbeiten am Bildschirm verbunden. So gab ich dann meinen Beruf schweren Herzens auf, weil mir das digitale Zeichnen nicht so recht gelingen wollte.

Das war nun der Zeitpunkt, wo ich meine Negative der Türkeireise 1966 wiederentdeckte. Ich sichtete das Material und digitalisierte es. Schließlich entstand daraus das Buch „Türkei 1966 - Bilder einer Reise“. Meine Liebe zur Fotografie war wiedererweckt.

Für meine fotografische Arbeit habe ich mir einen Leitspruch von Pablo Picasso geborgt:

„Ich suche nicht, ich finde.“


Ich lebe in einer kleinen, einer sehr kleinen Stadt in Süddeutschland, bin gerne in freier Natur unterwegs, aber ebenso gerne auch in Städten. Da ist es nicht verwunderlich, dass ich in diesen Orten auch meine Themen und Motive finde. Das ist oft Unscheinbares, an dem man allzu leicht vorübergeht, Minimalistisches, Landschaftliches, Dörfliches oder Szenen auf den Straßen und Plätzen der Städte, durch die ich gerne ziellos streune. Wo mein Blick hängen bleibt, ist meist bauchbestimmt - selten vorausgeplant.

Häufig liest man von Regeln, was ist Straßenfotografie was ist es nicht, welche Objektive darf man verwenden, darf man Bilder im Ausschnitt verändern u.s.w. ?

Um all diese Fragen kümmere ich mich nicht. Das Fotografieren ist für mich etwas Emotionales, keine sportliche Tätigkeit. Entscheidend ist das Ergebnis, nicht der Weg dorthin. Mainstream spielt bei mir keine Rolle.

Meine Bilder sind meist schwarzweiß. Ich mag das Spiel mit Licht und Schatten und die grafische Wirkung der Bilder und auch Aufnahmen gegen das Licht. Ich versuche die Bilder klar zu gliedern, fein zu komponieren und das Spiel der Grauwerte zu erhalten.

Schön, wenn es mir dabei gelingt kleine Geschichten zu erzählen.

Das Highlight meiner fotografischen Tätigkeit war im Jahr 2017 die Ausstellung im „Istanbul Photographie Museum“ mit Bildern der Türkeireisen in den Jahren 1965, 1966 und Fotografien die im Jahr 2015 in Istanbul aufgenommen wurden. Wenig später, auch 2017, dann die große Ausstellung in meinem Heimatort, im Weltkulturerbe Kloster Maulbronn


Wilfried Gebhard
















Fotoğraf:Sadık Üçok




174 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commentaires


bottom of page