top of page

Muzaffer Hanım -İlk Seyyar Kadın Fotoğrafçı-


Eski harfli Türkçe kadın mecmuaları içinde 16 Haziran 1923 ile 26 Temmuz 1924 yılları arasında 5 kuruşa haftalık olarak Cumartesi günleri 55 sayı yayınlanan “Süs Mecmuası” nın üç neşriyatının reklam ve ilan sayfasında ‘Seyyar Fotoğrafçı’ Muzaffer Hanım müşterilerine günümüz dili ile şöyle diyor:

"Süs okuyan kadınların kendilerine karşı gösterdikleri alaka ve ilgiden yetişemeyecek bir dereceye çıkan davetlerden dolayı kendilerine derin teşekkürlerimi takdim ediyorum."


Kadınlara özgü yayınların tarihine bakıldığında; 1727 yılında İbrahim Müteferrika ve Said Mehmet Efendi tarafından ilk matbaanın Osmanlı İmparatorluğu'nda kurulmasından 155 sene sonra kadınlara hitaben 1882 yılında sadece iki sayı “İnsaniyet” adlı mecmua ve akabinde de 1895 yılında 612 sayı “Hanımlara Mahsus” gazete yayınlandığı görülür.





Süs Mecmuası, çıktığı devirde sosyal hayatın nabzını tutmaya çalışarak, şimdi olduğu gibi kadın mecmualarının dikkat çeken bir özelliği olan modaya öncelik veriyordu. Bazı konulara da kadın gözüyle bakarak kadının toplumda daha faal duruma gelmesini amaçlıyordu. Osmanlı Devletinin son zamanları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında eski harfli yayınlanan kadın mecmuaları arasında dikkat çekici olanlar arasında Terakki-i Muhadderat (1869), İnsaniyet (1882), Mürüvvet (1887), Alem-i Nisvan (1906), Mahasin (1908), Siyanet (1914), Seyyale (1914), Kadınlar Dünyası (1913), Bilgi Yurdu Işığı (1917), Genç Kadın (1919), Kadın Yolu (1925) ve Çalıkuşu (1926) mecmuasını saymak mümkündür.

1827 tarihinde fotoğrafın icadıyla birlikte pek çok kişi o anı ölümsüzleştirme heyecanını yaşamaya başladı. Zamanın efendisi olmaya çalışan insan, gidemediği diyarları da fotoğraflarla tanımaya çalıştı. 1854 yılında Carlo Naya, İtalya'dan İstanbul Pera'ya gelen ilk fotoğrafçı oldu. Aynı yıllarda Osmanlı İmparatorluğu Darphanesinde başhakkak olarak çalışan James Robertson fotoğrafın cazibesine kapılarak Beyoğlu, İstiklal Caddesi, Postacılar Sokağı, 293 nolu binada bir fotoğraf stüdyosu açtı. İstanbul’dan sonra Kırım Savaşı'nı çektiği fotoğraflarla belgeledi. Ardından İstanbul’da yeni fotoğraf stüdyoları açılmaya ve fotoğrafçılık yaygınlaşmaya başladı.

İkinci Meşrutiyet ilan edildiği zaman ve öncesi, Osmanlı toplumunda kadının bir işte çalışması, bir iş kurması veya hayatını kurmuş olduğu bu işten kazanması mümkün değildi. Ancak, Birinci Dünya Savaşı’nın getirmiş olduğu şartlar her şeyi değiştirmişti. Ayrıca İstanbul’un işgal altında olması hayatı daha da zorlaştırmıştı. Erkek işi gibi görülen fotoğrafçılığa ilerleyen yıllarda kadınlar da ilgi duymaya başladı. Bu alanda bir kadın fotoğrafçı olan Muzaffer Hanım tanınmaya başlar. Süs Mecmuası’nın sayfalarına taşıdığı Muzaffer Hanım ‘seyyar’ olarak fotoğraf çekimi işine kadınca bir anlam yükler. Bir dönemi ya da anı ölümsüzleştirmek adına çektirilen fotoğraflar, onun bakış açısı ile hayat bulur. Fotoğraf çekme hizmetini seyyar olarak müşterilerin ayağına götürürken, aslında kendi tarzına da profesyonel bir yaklaşımla ortaya koyar.

Muzaffer Hanım’ı seyyar fotoğrafçılığa yönelten en büyük neden; bazı kadınların fotoğraf çekimlerinde stüdyoda poz vermekten tedirgin olmalarını fark etmesi üzerine onlara cazip gelecek pratik bir çözüm getirmekti. Muzaffer Hanım gazete ilanında kadınların çekim saatlerini kendisine bildirmeleriyle randevu oluşacağını ve sonra makinesiyle hizmetini kadınların ayağına kadar götürerek yapacağını belirtir. Kadınların bu hassasiyetlerini göz önünde bulundurdu ve bunu fırsata dönüştürerek pek çok müşterisine daha kolay ulaştı. Muzaffer Hanım fotoğraf çekimlerini stüdyo ortamının yapaylığından uzak, talepte bulunanın evinde yaptığından o ortamın doğallığı ve sıcaklığını kadın gözüyle yakalar.


Öyle ki; ilk ilandan iki ay sonra Süs Mecmuası’nda bu kez Muzaffer Hanım gördüğü rağbetten dolayı müteşekkir olduğunu yazar ve davet mektuplarını sorun çıkmaması için özel günlerinden en az bir hafta evvel göndermelerini hanımefendilere duyurur. Anlaşılan Muzaffer Hanım da kadın olmasından dolayı bir avantaj sağlamıştı.


Süs Mecmuası, Muzaffer Hanımı tavsiyenin de ötesine geçerek irtibat için derginin adresini gösterip aracılık eder. Kendisinin sanatkâr bir resimci olduğunu, mahcup olmaktan hiç korkmaksızın kadın okuyuculara kendisini hararetle tavsiye ettiğini, hanımefendilerin İstanbul dükkânlarına kadar zahmet edip sürüklenmek, yabancı erkeklerle temas etmek rahatsızlığı kalmadığını belirtir. Adi bir kartpostala gün ve saat belirleyerek adreslerini yazmaları ve mecmuaya ulaştırmalarının yeterli olduğunu, Muzaffer Hanımın en kısa zamanda uygun fiyata fotoğrafınızı çekerek onları memnun edeceğini yazar.

O dönemlerde fotoğraf çektirmek için İstanbul’daki dükkânlara ulaşmak kolay değildi. Dükkâna gidildiğinde muhtemelen sıranın gelmesi veya fotoğrafçının işinin bitmesi beklenirdi. Fotoğraf çekiminde poz verirken yaşanılan gerginlik, kımıldamadan mum gibi durulması, kadınların yabancı bir erkekle muhatap olmasından duyulan rahatsızlık ve mahcubiyet sonucu çıkan fotoğrafta donuk ve anlamsız bir poz oluyordu.

Muzaffer Hanım ise müşterilerinin ayağına gider, evinde, bahçesinde veya kendi muhitinde, istedikleri pozda, onların fotoğraflarını en doğal hali ile daha hoş, daha renkli daha canlı bir halde çekerdi.

Bir süre sonra Ağustos ayında Süs Mecmuası’nda çıkan haberde Muzaffer Hanım’ın işlerinin iyi olduğunu anlaşılıyor. Haberde gösterilen ilgiden dolayı müşterilerine teşekkür ederek, katılacağı davetlerin tarihleri yayınlanır. Böylece müşterilerini, davetlerinin çakışmaması için uyarır. Buna rağmen, bazı davetlerin geç ulaşması nedeniyle fotoğraf çekiminin gerçekleşmediği de oluyordu.

Muzaffer Hanım’ın bu girişimi; Müslüman bir kadın fotoğrafçı olarak davet edilmesi, Osmanlı toplumunda evinden çıkamayan kadınların mahrem ortamına bir kadın fotoğrafçı olarak girebilmesi ve fotoğraflarını çekmesi fotoğraf sanatına ve gelişimine önemli bir katkı yapıyordu. Böylece o zamana kadar daha önce hiç resmi çekilmemiş büyük bir kadın kitlesinin de kendi doğal ortamlarında fotoğraflamasıyla, fotoğraf sanatını Müslüman Osmanlı toplumunun en mahrem kesimlerine, en alt katmanlarına bile “İlk Seyyar Kadın Fotoğrafçı” unvanı ile ulaştırmayı bildi.


Poster ve görsel için: https://www.facebook.com/profile.php?id=523018117

241 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Neden fotoğraf çekeriz?

Neden fotoğraf çekeriz? Fotoğraf çekmek, hayatımızın önemli anlarını, sevdiklerimizi, güzel manzaraları veya ilginç olayları ölümsüzleştirmenin bir yoludur. Fotoğraf, bize geçmişi hatırlatan, geleceğe

Comments


bottom of page