top of page

MARYAM ŞAHİNYAN -Türkiye'nin İlk Profesyonel Kadın Fotoğrafçısı- (1911-1996)


Sivas’ın 150 sene önceki köklü ve zengin Ermeni aile reislerinden biri de Şahin Garabet’dir. Bu aileden gelen oğlu Agop Şahinyan Paşa, 1876’da kurulan ilk ‘Osmanlı Parlamentosu’ I.Meşrutiyet Meclisi’nde Sivas Milletvekili olarak bulunuyordu. Daha sonraları vezir rütbesini de aldığından “Şahinyan Paşa” olarak da anılan Agop Şahinyan’ın buradaki aile mensupları Sivas’ın en güzel evlerinden olan ve “Camlı Köşk” olarak bilinen Şahinyan Konağı’nda hayatlarını sürdürüyordu. Agop Şahinyan’ın oğullarından Mihran Şahinyan, Hovhannes Abacıyan’ın kızı Dikranuhi Abacıyan ile köşkte verilen görkemli bir davetle evlenir. İlk çocukları Maryam da bu konakta 1911 yılında dünyaya geldi. Maryam’ın daha sonra altı kardeşi daha olacaktı. O zamanlar Osmanlı ve tebaasının üzerinde ciddi karışıklıklar vardı.

1915 yılında bazı Ermeni komiteleri yüzünden patlak veren olaylar bölgedeki bütün Ermenileri etkilemişti. Sivas’ın en köklü ve güçlü ailelerinden Şahinyanlar, bölgede sahip oldukları 30’a yakın köy, beş büyük un fabrikası, sayısız gayrimenkul ve kent merkezindeki Şahinyan Konağı’nı geride bırakarak Samsun üzerinden İstanbul’a sığındılar. Agop Paşa 1898 yılında, 52 yaşında hayata veda etmeseydi ellerinden tutacak birileri olabilirdi. Çıkan kanuna göre Ermenilerin sevk ve iskânı İstanbul, Edirne ve İzmir'in dışındaki vilayetlere mümkündü. Bir yolunu bulup aile İstanbul’a geldiğinde henüz 4 yaşında küçük bir çocuk olan Maryam, Harbiye’de mütevazı bir apartman dairesine taşınırlarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ayrıca Osmanlı’nın bitmesi ve Cumhuriyet döneminin getirdiği yeni koşullar altında Şahinyanlar için bambaşka bir süreç daha başlayacaktı.


Babası Mihran Şahinyan, ailenin geçimini sağlamak zorundaydı ve gençliğinde amatör olarak ilgilendiği fotoğrafçılığı meslek edinir. Beyoğlu’nda Galatasaray Pasajı’nın üst katında Balkanlar’dan göç etmiş Foto Galatasaray’ı işleten Yugoslav göçmeni iki kardeşin fotoğrafhanesine 1933 yılında ortak oldu.

Maryam okul çağına geldiğinde babası Mihran Bey kızını Esayan Ermeni Okulu’a kaydettirdi. Bu okuldan mezun olduktan sonra orta öğrenim için Sainte Pulchérie Fransız Lisesi’ne devam etti.

1936 yılında ne yazık ki annesi aniden vefat eder. Maddi imkânsızlıklar da artınca okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Sıkıntılı durumu atlatmak için bir karar verilmesi gerekiyordu. Bu durumda Şahinyan ailesinde, erkek çocuklar eğitimlerini tamamlayacak, kız çocuklar da ev işlerine ya da babalarına yardımcı olacaktır. Maryam en büyük kardeş olarak erken yaşta babasının işlerine yardım etmeye başladı. Babasından stüdyo fotoğrafçılığının tüm inceliklerini öğrenen Maryam Şahinyan, 1937 yılına gelindiğinde ailenin tüm ekonomik yükünü omuzlayarak stüdyoyu tek başına işletmeye karar verdi. Maryam Şahinyan’ın hem kadın olması hem de Türkçe ve Ermenice’nin dışında iyi derecede Fransızca ve İtalyanca bilmesi, o dönemde İstanbul’a görevli gelen birçok insanla tanışmasını, adını duyurmasını sağlar.

Ortakların ayrılması ve babasının vefatıyla Foto Galatasaray’ı devralan Maryam Şahinyan tamamen işine odaklanır. Artık bundan sonra hayatında sadece Foto Galatasaray olur. Artık onun için zaman kavramı sabitlenmiş gibidir. Ne ilerler ne de geriye gider. Fotoğraf stüdyosuna yarım asır boyunca bir gün dahi aksatmadan her gün Şişli'deki evinden yürüyerek gidip gelir, her öğlen yalnızca bir kırmızı elma yer, siyah iş önlüğünü ve kolçaklarını hiç çıkartmadan Birinci Dünya Savaşı'ndan kalma körüklü ahşap antika fotoğraf makinesiyle aralıksız siyah-beyaz tabaka filmlerle fotoğraf çekmeye devam eder. Maryam Şahinyan, fotoğrafın geçirdiği tüm teknolojik dönüşümlere karşın teknik ve estetik prensiplerinden en küçük bir değişikliğe gitmeden yoldaşı olan bu kamerayı 1985 yılına dek yanından hiç ayırmayacaktır..

Stüdyoda arkadaşları ve müşterileri haricinde etraftan kimseyle ilgilenmez, sessizce ve fark edilmeden işini sürdürürdü. Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra müşterilerine kendini hissettirmez, onların rahatça istedikleri en samimi ve en rahat pozları vermelerine imkân sağlardı. Maryam Şahinyan müşteri olarak gelen hiç kimseleri yadırgamazdı. O yüzden herkes, her nasılsa o haliyle bu kadının karşısına geçer, fotoğraf çektirirdi. İstanbul’un en şık kadınları, gayrimüslim aileleri, Bolşevik Devrimi'nden kaçıp İstanbul'a sığınan Ruslar, tiyatro grupları, müzisyenler, subaylar, vaftizlik ve sünnetlik çocuklar, transseksüeller, düğün günündeki çiftler, iç çamaşırlarıyla kadınlar ve iki yandan tuttukları etekleriyle kendilerini kelebek yapan küçük kızlar ve daha niceleri onun müşterisiydi.

Çektiği her filmin banyosunu kendi yapar, fotoğrafları tek tek numaralandırır, aralarına pelür kâğıtlar serer, çeyiz dizer gibi onları muntazam bir biçimde arşivlerdi. Maryam 1930’ların şartlarında hem müşterilerinin birbirinden özel karelerini çekiyor hem de farkında olmadan, bir döneme ufacık dükkânında İstanbul’un 50 yıllık zaman diliminde geçirdiği demografik ve sosyokültürel dönüşümlere tanıklık ediyordu. Çektiği tüm kareleri yıllara ve aylarına göre ayırıyor, kutulara kaldırıyor, zamanla bu kutular birikiyor birikiyordu.

İstanbul’da o dönemin muhafazakâr koşulları dikkate alındığında İstanbullu birçok kadın Foto Galatasaray’ın kadın fotoğrafçısını tercih ediyor ve bu sayede stüdyo da bu ilgiden kendine avantaj sağlıyordu. Ve yaşamı boyunca hiç evlenmeyen ve çocuk sahibi olmayan böylece Maryam Şahinyan yarım asırlık meslek hayatında, Galatasaray'da üç ayrı mekânda işlettiği stüdyosunda kesintisiz olarak fotoğraf üretmeye devam etti.

1985 yılında yaşlılık nedeniyle 48 yıllık Foto Galatasaray’ı devrettiğinde, geride 1139 kutu dolusu negatif film, 200 bine yakın görüntüden oluşan İstanbul’un en emsalsiz görsel arşivleri ile bir adet hayat yoldaşı antika ahşap körüklü kamerayı bırakmıştı.

1996 yılında Şişli semtinde Hanımefendi sokaktaki evinde hayata gözlerini yumdu ve Şişli Ermeni Mezarlığı’na defnedildi.

Maryam Şahinyan diye bir kadın vefat etmişti sadece. Birkaç akraba, komşu ve arkadaşları haricinde kimsenin haberi olmadan sessiz sedasız ayrılmıştı dünyadan. Sivas’ta güzel bir konakta başlayan bir hayat ile devam eden yaşam mücadelesi, tarihe tanıklıklar, yalnızlık ve korkularla, sessizlik içinde görünmez, sıradan bir kadın olarak biten bir ömür… Onun hayatı bulutlu bir havada kayan bir yıldız gibiydi.

1990’ların sonlarına doğru, Maryam Şahinyan’ın stüdyosu olan dükkânı başka biri kiralamıştı. Dükkânda bulunan negatifleri yeni gelen adam sokağa atmayı düşünüyordu. Yetvart Tomasyan’ın işyerine haftada birkaç gün uğrayan Sarkis Çerkezyan bu durumdan bahsederek ‘Bu arşivi atacaklar, ne olur, gel, al’ diye Tomasyan’a söyler. Tomasyan başta bunu ciddiye almasa da ertesi gün yine gelerek ısrarla ‘Bak, sokağa atıyorlar bugün, lütfen al’ demesi üzerine Tomasyan Maryam Şahinyan’ın arşivini oradan aldırarak evine getirtir ve bir köşeye bıraktırır. Bir süre orada öylece kalır ve yine üzerinden birkaç yıl daha geçer. Tomasyan bir gün sanatçı ve araştırmacı olan Tayfun Serttaş ile tanışır. Serttaş o sırada ‘Stüdyo Osep’ adlı kitabı yayına hazırlıyordu ve ilgisini pek çekmemişti. Bu iş

bittikten sonra Tomasyan elindeki arşivi incelemesi için ona verir.

İstiklal Caddesi'ndeki Hıdivyal Palas'ın ikinci katında topu topu 15 metrekarelik bir deponun içinde, üzerine kitap kolileri yığılmış halde, 20 yıla yakın süreden beri 2011’e kadar hiç açılmayan arşiv öylece duruyordu. Dokuz büyük koli içinde 1139 kutu dolusu negatif film orada unutulmuş, başka kolilerin altında adeta kaybolmuştu. Serttaş ilk dört ay bunların ne olduğunu anlamaya çalışır. Daha sonraki yıllarda filmler temizlenir, dijitale aktarılır, kataloglanır. Sonuçta 3 yıllık yoğun bir uğraş sonrası Foto Galatasaray adlı stüdyosunda ortaya çıkan 100 bini aşkın negatif filmden 10 binini kapsayan bir sergiye dönüşür. Ama hiç de kolay olmamıştır süreç.. Maryam Şahinyan’nın arşivindeki bir milyona yakın insanla bu süreçte yüz yüze kalan Serttaş psikolojik olarak yıpranmış ve yorulmuştur. Sergi 2009 yılında “Pilevneli” de ‘Flashblack’ ismiyle açılır.

Bu arşivle karşılaşmasını Serttaş ilginç bir şekilde yarumlar: “Ben Maryam’ı hiç aramadım, o beni buldu.”

Son söz olarak şunu ifade edebiliriz: Maryam Şahinyan hayatı boyunca maalesef hiç ödüllendirilmemiştir ve hayatına dair sadece dört adet vesikalık fotoğrafı vardır.


364 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Neden fotoğraf çekeriz?

Neden fotoğraf çekeriz? Fotoğraf çekmek, hayatımızın önemli anlarını, sevdiklerimizi, güzel manzaraları veya ilginç olayları ölümsüzleştirmenin bir yoludur. Fotoğraf, bize geçmişi hatırlatan, geleceğe

Comentários


bottom of page