top of page

“Bir Belgesele Doğru: İkizdere“ Kadir TOZKOPARAN


Hasan ÇALIKUŞU: Sizi tanıyabilir miyiz?

Kadir TOZKOPARAN: İkizdere doğumluyum.. Küçük yaşta İstanbul Kartal’a yerleştik. Tahsilimi Kartal’daki okullarda tamamladım. Daha sonra Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat bölümünde okudum ve mezun oldum. Sonra elektrik kurumu olan TEİAŞ Marmara Grup Müdürlüğü’nde bölümünde çalışmaya başladım. Şu anda Sabiha Gökçen Havaalanında Türk Bakım Motor merkezinde çalışıyorum. Evli ve bir çocuğum var..

H.Ç: Hobileriniz nedir?

K.T: Karadenizli olmam nedeniyle Karadeniz halk oyunlarından Horon ve fotoğraf..


H.Ç: Fotoğrafa ne zaman nerede başladınız?

K.T: Engelli bir bireyim. Yıllar boyu horon oynayarak, oynatarak bedensel olarak kendini aşmanın heyecanını yaşadım. Kemençe ve tulum nağmeleriyle coşmak isteyen herkesle bildiklerimi karşılık beklemeden paylaştım. Bedenen artık yetemiyor olmam, coşkumu HORON oynamadan da insanlara verecek bir arayışa itti beni.

Güzel bir sunumla izleyicilere ulaşmak, zihinlerde tatlı bir iz bırakmak, deneyimlerini gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla uzun süren araştırmalar yaptım. Horon oynayan büyüklerimizi bulup oynadıkları horon oyunların video çekimlerini almaya başladım. Yanlış çekimleri izledikçe görüp, düzeltmek istedim. Bir süre sonra belgesele ve fotoğrafa doğru ilgim kaydı.

Anafod’a 2018 yılında video çekimleri ile ilgili düzenlenen bir kursa katılımım sonrası üye oldum ve fotoğrafa da başlamış oldum. Ayrıca belgesel fotoğrafçı olan Mehmet Özer sevdiğim ve çok eski tanıdığım fotoğrafçı ağabeylerimden biridir. Onun 1994’den beri belgesel fotoğraflarının bende yarattığı iz, fotoğrafçılığa başlamama neden olan bir olgudur. Sendikal hareketler, kadın şiddeti ile yaptığı çalışmalar benim için gurur kaynağı nitelikte. Kendisi ile İstanbul Kadıköy’de kurulan BEKSAV’da tanışmıştım. Şimdilerde Ankara’da yaşamaktadır.


H.Ç: Anafod ile ne değişti?

K.T: Anafod’da geziler, sergiler, projeler derken çok şeyler öğreniyoruz… İlk defa Sadık İncesu’nun eğitim atölyesi ile Anafod’a başlamıştım. Bu sayede birbirinden değerli fotoğrafçı ve arkadaşla tanıştım. Sonrasında bütün etkinliklerde yer almaya çalıştım. Çalıştığım yerde iş ile ilgili etkinlik veya sunum fotoğraflarını elimden geldiğince çekiyorum ve havacılık sektörü ile ilgili uluslararası dergilerde, internet ve haber sitelerinde zaman zaman yayınlanıyor.


H.Ç: Fotoğraf çekmek veya belgesel yapmak için bir derdinizin olması gerekir. İkizdere ile ne ilginiz var? Kimler var, olay nedir?

K.T: Aslen Rize İkizdereliyim. Orada doğdum, sonrasında İstanbul’a geldim. Akrabalarım evim orada. İstanbul'da okumama, yaşamama rağmen hiç İstanbullu görmedim. Ama uzak kalınca İstanbul’u özlemiyor da değilim. İkizdere’de çok sıkıntılı bir durum var. Umudumuzu kaybetmiyoruz. Daha yeni geldim. Herkes bizi izliyor, takip ediyor ama, hiç kimsenin siyasilerin desteğini de bugüne kadar alamadık. Derdimizin aslı; doğa, o nedenle doğanın da siyaseti olmaz diyerek İkizdere’de aktif olarak çabalamaktayız. Doğaya ket bağlanamaz. Yapılanlar karşısında bizim direnişimiz insanların vicdanına dokunmak şeklinde oldu. Bu da güzel bir şey sanırım. Doğa isyan halinde. Müsilaj, hava kirliliği, iklim değişikliği, seller… Örneğin müsilaj olayını ben biraz da HESlere bağlıyorum. Çünkü HESler yapıldıktan sonra denize ulaşan taze su miktarı ciddi anlamda düştü. Aynı şekilde yeraltı suları da etkilendi. Eskiden kendi mecrasında akan sular, şu anda tüneller veya borularda akıyor. Ayrıca HESlerin yapımı esnasında yapılan patlamalar da suların kaybolmasına da neden oldu. Şimdi Karadeniz gibi bir yerde susuz köyler var. Bu daha önce aklımıza gelecek bir şey değildi. Onca yağmurun suyun olduğu yerde şimdi bunları yaşıyoruz. Doğa ekoloji değişti. Son bir ayda ben üç kere Rize’ye gittim. Şimdilerde yağmurların olması gerekiyordu, ama 20-25 derece sıcaklıklar oluyor ve biz yanıyoruz Karadeniz gibi bir yerde. Ama her aldığımız nefes bir umuttur. Umudumuzu kaybetmeyeceğiz. Ülkenin her tarafında doğaya yapılanlara karşı ayrı bir mücadele sürüyor. Örneğin Çarşamba Terme’de yapılacak olan nükleer santral? ile tahıl ambarı olan Çarşamba ovasını bitirecekler. Aynı şekilde Kaz Dağları, Çukurova, Sinop, Mersin gibi yerleri çok arayacağız.

H.Ç: Rize ve çay birbirinden ayrılmazlar. Şimdilerde durum nasıl? Bunlar fotoğrafa nasıl yansıyacak?

K.T: Çay olayı gerçekten hassas ve dikkat edilmesi gereken süreçler var. Yoksa hepsi bir anda çöp oluyor ve bütün emekler boşa gidiyor. Çaylar toplandıktan sonra çayların güneşten ve yağmurdan korunarak serilmesi. havalandırılması gerekir. Şimdiler de üreticinin elinde oldukça fazla çay var ve ne yapacağını bilmiyor. Çünkü bir kota konulmuş ve artık ÇAYKUR tarafından çay alınmıyor. Dışarıdan çay geliyor ve bunlar yerli çay diye satılıyor maalesef. Bu anlamda yöremizin çok ciddi sıkıntılarından biri de bu.. Dünyada organik belki de en lezzetli çayı yetiştiriyoruz ama tüketiciye ulaştıramıyoruz. Dünyada kar altında yetişen tek çay Karadeniz çayıdır. Değerli, kıymetli bir çay olup içimi de zevkli ve lezzetlidir. Çok ciddi bir emeği olan çayın üreticinin elinde kalması konusu zaman zaman ulusal basına da yansımaktadır. Ama maalesef bunları tüketiciye ulaştıramadan çürütüyoruz. Bu nedenle insanlarımız çok dertli… Artık kadınlarımızın o neşeli manileri yerini dertli manilere bıraktı.. İyiye gitmiyor hiç bir konu.


H.Ç: İkizdere fotoğraf çalışmanızda ne planlıyorsunuz? Ne kadar sürecek?

K.T: Hukuki mücadelemiz yaklaşık 2 yıldır sürüyor ve doğayı yaşam alanlarını özgürleştirene kadar da mücadelemizi sürdüreceğiz. İkizdere’de dedelerimizin ektiği 200 yıllık ağaçlar burada doğayı katleden taş ocağı yapımı nedeniyle katlediliyor, yörenin yaşam kaynağı sularımız kurutuluyor. Bizim için çay ve arı çok önemli bir geçim kaynağıdır. Bu kaç nesildir böyle devam ediyor. Bunun için çok üzgünüz ve yaşam ve geçim kaynağımız tehdit altında. Mücadelemiz bunun için.. Bu uğurda emek veren herkese çok teşekkür ediyoruz. Dernek kuruldu, organizasyonlar yapılıyor, yanımızda olan yöre halkının sesini tüm baskı ve engellemelere rağmen dünyaya duyurmaya çalışıyoruz.

Fotoğraf açısından baktığımızda İkizdere’de çok ciddi bir doğal yaşam, ekoloji ve yaban hayatı var. Dağ Horozu sadece İkizdere’de görüntülenebilen eşsiz bir kuş türü, kelebekler, karacalar. Arıcılık ve bal hikayelerinin ana yurdu desek, çiçek doğa fotoğrafçılığı desek alanı anlatmakla bitiremeyiz.

H.Ç: Çalışmanızda kimleri ve neyi fotoğraflayacaksınız?

K.T: Başta ailem olmak üzere (Tozkoparan, Baş, Tuncer, Ekşi, Ekşioğlu, Fazlıoğlu aileleri), yöre halkı, dernek, ulusal basında programlar. Ayşe ALBAYRAK, teyzemiz Ankara’da kapıları çalıyor ve derdimizi anlatmaya çalışıyor. Ben İkizdere Dernekler Federasyonu Yönetim Kurulundayım. Genel sekreter olarak çalışıyorum. Son iki aydır İstanbul İkizdere arasında mekik dokuyorum.. Uyumuyorum desem yeridir. İşim, ailem, İkizdere’deki köyüm Eskenci Dere’de toplantılar, görüşmeler yapıyoruz. Federasyon Başkanımız Ziya YILDIRIM yardımcısı Musa YILMAZ Ankara’da, yöreden Ayşe ALBAYRAK ve eşi Yaşar ALBAYRAK, Zeynep BAŞ ve Nurdan BAŞ ile sesimizi her yerde haykırıyoruz. İsteğimiz o doğa, o coğrafyayı eskiden olduğu gibi bize, gelecek kuşaklara, insanlığa bağışlasınlar. Doğanın siyaseti yok, derdini de anlatamaz. Ama biz anlatırız, anlatıyoruz. Doğa bizimle ancak yüzleşir, nasıl yüzleşir? Pandemi, müsilaj, kuraklık, iklim değişikliği, içilebilir su kaynaklarının azalması ve kirlenmesi.. gibi.. Sonuçta doğaya karşı yanlış yapıyoruz, yanlış yönetiliyoruz.

H.Ç: İkizdere’nin doğasında ne gibi değerler var, bu süreç sonunda neler değişecek?

K.T: Bir ormanın göbeğine taş ocağı yapılmaz ki.. Diyorlar ki üç tane taş alacağız.. Ama öyle değil işte.. Şunu öncelikle belirtmek gerekir ki; Rize’de bir liman yapılacak ve ÇED raporunda şöyle diyor: “Taşlar buradaki mevcut taş ocaklarından alınacak.. Taş ocağı araştırmasına gerek yok.” Biz bunun için dava açtık.. Yargılama bitmeden yöreye makineler sokuldu ve çalışmaya başladılar.. Bu taş ocağının yapıldığı alan ormanın en güzel ve zengin alanlarından biri. “Dağ gülü” olarak nitelendirilen “Kumar çiçeği” çok verimli bir çiçektir. Kestane ağacı ve bu çiçekten elde edilen bal çok kıymetlidir. İkizdere ipek yolu üzerindedir. Bir tarihi hikayeyi size aktarmak isterim:

Atinalı yazar, tarihçi, komutan Ksenophon en tanınmış eseri “Anabasis- On Binler’in Dönüşü” kitabında genç Pers Prensi Kyros’un iktidarı ele geçirmek için sefere katılan Yunanlı askerlerin savaş ve yurda dönüş macerası anlatılır. Bu askerlerden oluşan bir orduyu bu alana gönderir. Eski adı “Yediköyler- Heptakomentler" i almak niyetiyle


(Heptakomentler adının yedi köyleri ve bugün Rize’ye bağlı İkizdere ilçesini işaret ettiğine göre bu birliklerin bölgeden geçiş yolunun bugün Rize-Erzurum kara yolunun geçtiği Ovit Dağı Geçidi olabileceği sanılmaktadır. Yörede yapılan gezilerde “Ovit” kelimesinin bölgede “Arı” anlamına geldiği ve eski çağlarda bu bölgede kaya ve ağaç kovuklarında çok sayıda yabani arı petekleri olduğu için dağa Arı dağı anlamına gelen Ovit dağı dendiği tespit edilmiştir. Heptakomentlerin Romalı askerleri saf dışı etmek için yolların üzerine bıraktıkları deli bal-tutan bal’dan yiyenlerin 'bal tutması' denilen yarı zehirlenme sonucu girdikleri derin uyku ve koma hali, bugün de bu bölgede bilinen bir durumdur)


askerlerin geldiğini öğrenen İkizdereliler ordunun geliş yolu üzerinde çanaklara taze kestane balı koyarlar. Bunların ne olduğunu anlamayan askerler zevkle bunları kendilerine ikram olarak değerlendirip yerler. Bilmedikleri tek şey başlarına gelecek olandır. Askerler kendinden geçer ve ayıldıklarında esir düştüklerini görürler. Bunu öğrenen Kyros bölgeye bazı imtiyazlar tanır ve karşılığında ordusu serbest bırakılır. Bugün bu olay ilk biyolojik silah olarak bilinir. Bölgedeki bu balın böyle bir özelliği vardır ve korunması lazımdır. İkizdere baldır, “Anzer balıdır”. Tüm Türkiye ve dünya bunu bilir.

Taş ocağına, kamyonlara yol açmak için asırlık ağaçları kesiyorlar. Bekleyin biraz hukuk işlesin diyoruz, dinlemiyorlar bile. Vadideki ağaçlar kesilmeden koparılarak sürüklendi ve dere yatağına dolduruldular. Orada çok güzel akan bir şelalemiz var. Sesimizi duyarak gelen milletvekilleri bunu görünce oradakileri uyardılar. Eğer bu şelale kurursa size bunun hesabını sorarız dediler. Her gelen vekil durumu kontrol ediyor. Ama biz tapulu olan bu alana giremiyoruz. Orada bulunan akrabalar arasında emekli öğretmenler de var. Dedemin ağaçlarını kestirmem dediği için biber gazı sıkılıp, zırhlı araçla gözaltına alınıp ifadesi alınıyor.


H.Ç: Fotoğrafınız ile bir mirası belgelemeye ve değişimi göstermeye çalışıyorsunuz. İkizdereliler bu konuda size katkıda bulunuyor mu?

K.T: Burası bizim ailemizin direniş alanıdır ve mülkiyeti bize aittir. Rahmetli dedem arkadaki yapıları çay fabrikası yapmak için zamanında inşa etmişti. Biz bu alanda çadır kurduk, barışçıl pankart açtık.. Bir gece sadece bizim köye özel bir kararname çıkarıldı ve OHAL ilan edildi. Bu alandaki Türk bayrağı hariç her şeyimizi topladılar. İkizdere’deki eylemde çoğunlukta benim ailem var, çünkü en çok benim ailem etkilendi. En gencinden yaşlısına kadar bu alanda ailemizin arasında birçok konuk ve misafir oluyor, araştırmaya gelen bilim insanları tespitlerde bulunup rapor hazırlıyor. Burada yaşanılan zulüm var ve biz bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bizim karşımıza jandarmayı dikiyorlar ve kendi alnımıza dahi giremiyoruz. Bin bir zorlukla izin alarak çay tarlamıza giriyoruz. Jandarma, özel hareket, akrep ve tomalar 7/24 orada nöbet tutuyorlar. Avukatlarımız dahi alana giremiyor.


H.Ç: Fotoğraf çalışmanız ne kadar sürecek, nasıl sonuçlanacak?

K.T: İkizdere’de yapılan bir haksızlık var. Bunu duyurmam için bunu fotoğrafla belgelemeye çalışıyorum. Her geçen gün neleri kaybettiğimizi, karşı yamaçtan yapılanları ve Unesco’nun en kıymetli 53 vadisinden biri olarak gösterilen bu bölge ve alandaki gelişmeleri gün gün çekmeye çalışıyorum. Yayınlayabildiklerimiz oldu, olmayanları hazırlıyoruz. Sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Zamanı gelince bir seri şeklinde ayrıca yayınlayacağım.


H.Ç: Sizin fotoğraf katkınız haricinde sanat dünyasından İkizdere’ye nasıl bir destek var?

K.T: İsmail Hakkı Demircioğlu çok güzel bir beste yaptı. Sanat Konseyi bir paylaşım yaptı. Selçuk Balcı destek verdi. Sezen Aksu ve Tarkan mesaj ve paylaşımları ile destek verdi. Sanat ve bilim dünyası sürekli desteklerini sosyal medya ve basın üzerinden bizlere iletmektedir.


H.Ç: İkizderelilerin hukuk süreçleri hakkında bilgi alabilir miyiz?

K.T: Açılmış 5 adet davamız var. Dava tarihlerini beklemek Hukuk’u işletmek gibi barışçıl bir amaçla bizler beklerken firma çalışmalarını devlet kontrolünde devam ettirmektedir.


H.Ç: Bu fotoğraf çalışmanıza Anafod’dan beklediğiniz destek nedir?

K.T: Destek amaçla duyurularımızı ve sesimizi paylaşın lütfen. Bir kişi demeyin! Çok önemli, bugün bir yarın bin kişi…


H.Ç: Son olarak fotoğraf çalışmanızda vermek istediğiniz mesaj kısaca nedir?

K.T: Ormanlar çocuklarındır.

168 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Neden fotoğraf çekeriz?

Neden fotoğraf çekeriz? Fotoğraf çekmek, hayatımızın önemli anlarını, sevdiklerimizi, güzel manzaraları veya ilginç olayları ölümsüzleştirmenin bir yoludur. Fotoğraf, bize geçmişi hatırlatan, geleceğe

コメント


bottom of page