TESBİHSİZ HAPİSHANELER

Bir sergiyi gezerken veya bir film izlerken, hep korkuya düşerim.


Acaba ne anlatılmak istenmiş?


Ben onların anlatmak istediklerini anlayabildim mi?


Maalesef bazen anlatılmak istenen şey o kadar yüzeyseldir ki…


Zaten herkesin bildiği bir şeyi bir kez daha dinlemekten daha sıkıcı bir şey var mıdır sizce? Ama anlatılmak istenen şey yüzeysel değil, benim anlamlandırabileceğimden daha zor ise ne olacak?


İşte korkmamın nedeni bu…


Bu yüzden, böyle bir ihtimalin olduğu eserleri hep birden fazla izlerim. Bazen ise defalarca… Eğer her izlediğimde yeni bir anlam daha çıkarabiliyorsam, kare bulmacayı sonuna kadar çözmüş bir çocuk gibi mutlu olurum. Ancak sanatçının bir şeyi anlatmak için süresi veya yeri hep kısıtlıdır ve kısıtlı olan bu imkâna rağmen ne kadar çok şey anlatabilirse o kadar çok başarılıdır diyebilirim. Hatta o kadar güzeldir diye iddia ediyorum. Kimsenin bana katılmasını beklemiyorum ama, ben güzelliği “en çok bilgiyi (düşünceyi, duyguyu) en küçük birimlerde anlatabilmek” olarak da tarif ediyorum. Yani lafı uzatmadan özü verebilmekten bahsediyorum. Yeri en kısıtlı alanlardan biri de fotoğraftır. Fotoğrafçıya film denilen ufak bir alan verilmiştir…

36x24 mm’lik bu alanda ne söyleyeceksen söyleyeceksin.