Frig Vadisinde Yıldızlara Ulaşmak

 


Frig Vadisinde Yıldızlara Ulaşmak
 
Yağmurlu bir İstanbul gecesinde, bir otobüs dolusu fotoğraf tutkunu hep birlikte yollardayız işte. Aylar öncesinden planlanmış yıldız pozlaması çekimlerinin heyecanı var hepimizde. Giderek artan ve İstanbul çıkışına kadar, yolculuğumuza eşlik eden, yağmur damlaları ferahlatıyor yüreklerimizi belki de.
 
Bulutsuz gökyüzünde, yıldız pozlaması yapma hayalimizi bozmaya, hiç birimizin niyeti yok. Yağmuru arkamızda bırakarak, gecenin sessizliğinde sürüyor yolculuğumuz. “Gündüz bol bulutlu, ama gece bulutsuz ve yıldızların parladığı bir gökyüzü” dileği ve beklentisi, çay molalarımızdaki tek ve ortak sohbet konumuz oluyor.
 
Dağların üzerinden sabahın ilk ışıklarını görmeye başladığımız saatlerde, Afyon’da konaklayacağımız Otel girişinde iniyoruz otobüsten.
 
Kısa dinlenme ve sabah kahvaltımızdan sonra, büyük çoğunluğumuz otobüs çevresindeyiz. Yeni tanışmalar, tatlı ve hoş sohbetler sürerken tamamlanıyor ekibimiz ve hepimizin heyecanla beklediği fotoğraf yakalama maceramız başlıyor böylece.
 
Kıvrılan köy yollarından geçerken, Frig tapınak mimarisini yansıtan “Kaya Anıtları”na ait kalıntıları görüyoruz sıklıkla.
 
İlk molamızda, Ayazini köy yolundaki karpuz tarlasında çalışan işçilerle selamlaşıyoruz. Hepimiz elimizde fotoğraf makineleri ve değişik açılardaki lenslerimizle fotoğraf yakalamaya çalışıyoruz. Güneşin altında çalışan köylü işçiler, çok sıcak karşılıyorlar bizi. Tarladan aldığı karpuzu dilimleyip ikram ediyor bizlere, tarlanın sahibi.
 
Zorlukla toparlanıp devam ediyoruz yolumuza. Ayazini Köyü girişinde ikinci ve uzun molamızı veriyoruz. Küçük gruplara ayrılıp köy yollarına dağılıyoruz. Köy girişinde sıcak selamları ile “hoş geldiniz” diyerek karşılıyor bizleri köylüler.
 
Genel dokusu ile fotoğrafa çok elverişli bu şirin köyde yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk ve hayvan portreleri çekiyor, bazı arkadaşlarımız. Köylülerin gündelik yaşamlarına tanıklık eden, kompozisyonlar kuruyor bazılarımız. Fotoğraf peşinde koştururken, köyün içinde çok güzel bir bahçenin içinde buluyoruz kendimizi. Şefika ablamızın bizlere hazırladığı nefis gözlemeler ve katmerlerle öğlen yemeğimizi yiyoruz bu güzel bahçede. Uzun fotoğraf sohbetleri yapıyoruz, küçük gruplar halinde. Detay ve doku pozları yakalamaya çalışan bazı arkadaşlarımız, dolaşıyorlar ellerinde fotoğraf makineleri ve dikkatli gözleriyle bahçe içinde.
 
Bazılarımız, gece yapılacak yıldız pozlaması heyecanını atamamış olmalı ki, fotoğraf çekme moduna geçememekten şikayet ediyor.
 
Bu şirin bahçeden çıkmakta zorlanıyoruz ama, sonraki köylerde daha çok fotoğraf yakalama heyecanıyla yollara düşüyoruz yine.
Antik kalıntılar arasında kıvrılan yollardan geçiyoruz. Yüksek kaya kalıntıları gördüğümüz geniş ve açık alanlarda durup gece yıldız pozlaması için yer ve açı seçimi yapmaya çalışıyoruz. Bazılarımız her fırsatta fotoğraf yakalama çabasındalar.
 
Nihayet, gece yıldız pozlaması yapabileceğimiz, en uygun yeri ve açıyı buluyoruz. Gecenin karanlığında, bu seçtiğimiz platoyu nasıl bulacağımız üzerine çeşitli espriler yaparak, Bayramaliler köyüne giriyoruz. Bu köyde de, fotoğraf için çok uygun dokular var. Yine dağılıyor köyün sokaklarına fotoğraf tutkunları. Yine portreler, özel kurgu kompozisyonlar, detay ve doku arayışları, dar sokaklar, köy evleri, eski ve çürük pencere kenarları, renkli, büyük ahşap bahçe kapıları, at arabaları...
 
Yeterince fotoğraf avcılığından sonra köyün camisinin yanındaki otobüsteyiz işte. Yorgun bedenlerimize rağmen, hepimizin yüreği fotoğraf çekmeye devam etme isteğiyle atıyor halen.
 
İlk günümüzün son durağı Emre Gölü’ndeyiz akşamüstü ışığında. Gölde yansıyan sazlıklar, ND filtre ile suyu dondurma çabaları, “şurada büyük bir kaya olaydı ve suya yansıyaydı, iyiydi” hayallerimiz. Sazlıklarda ve göl kenarında “yusufçuk” böceği aramak için alıp başını kaybolanlar da var içimizde, ND filtresini ustaca kullanıp, uzun pozlama ile gölü tül bir örtü ile kapatan da.
 
Vee nihayet, göl kenarında ve beyaz bulutlu gökyüzünde, ters ışıkta çılgınca havalara sıçrayan, silüet çalışmaları yapıyor ve dönüyoruz otelimize.
 
Dönüş yolunda, yüksek bir noktadan geçerken, yolun altında bir dere kenarındaki demiryolundan küçük vagonlardan oluşan bir yük katarı treninin kıvrılarak ilerlediğini görüyoruz. Fotoğrafa en uygun olan akşamüstü ışığında ve demiryolunun hemen kenarında sıra sıra ve trenin ters istikametine doğru yürüyen inekler eşliğinde üstelik.
Hepimiz çok büyük bir hüzün, ama bir o kadar da bu manzarayı görmüş olmanın hazzı ile iç geçiriyoruz bu kaçan fotoğraf fırsatına.
 
Otelimiz önünde, otobüsten inerken, akşam yemeğinden sonra saat 21:00 de otobüste olmamızı ısrarla hatırlatılıyor.
 
Dar zamanda duş almalar, kısa dinlenmeler, bataryaları şarj etmeler, hafıza kartlarımızı boşaltmalar, akşam yemeği, üzerimize daha korumalı kıyafetler almalar ve otobüste toplanma.
 
Heyecanlı yolculuk boyunca yıldız pozlaması ayarlarını tekrar hatırlıyoruz. Otobüs duruyor ve inmeye başlıyoruz, karanlıkta ve gökyüzündeki yıldızlardan başka hiç bir ışığın olmadığı geniş alanda.
 
Önümüzde danışman ve rehber arkadaşlarımız, ellerindeki kuvvetli el fenerleriyle yürüyorlar. Bizler de onların arkalarından ilerliyoruz, gündüz seçtiğimiz platomuza. Karanlıkta el yordamı ve fener aydınlatmalarıyla elliye yakın tripodu diziyoruz yan yana.
 
Önce kadraj ve netleme ayarları için, yüksek ISO ile 20 saniyelik kısa çekimler yapıyor ve tüm fotoğraf makineleri ve lens ayarlarını tamamlıyoruz. İlk ayarlamalardan sonra, basıyoruz uzaktan kumandalarımızın tuşlarına. Bir iki adım geriye çekilip, heyecanlı sohbetlerimize başlıyoruz samanyolu yıldız topluluğunun altında.
 
Yaklaşık yirmi beş dakika sonra, hep birlikte uzaktan kumandalarımızın tuşlarına basıp sonlandırıyoruz yıldız pozlamamızı.
Az sonra, görüntüler düşüyor önümüze. Bazılarımızda büyük sevinç, bazılarımızda biraz burukluk, çok azımızda ise, üzüntü ve hayal kırıklığı nidaları var. İlk çekimde istediği sonucu alamayan az sayıdaki arkadaşımız için, hep birlikte ikinci ve üçüncü pozlama sürelerini başlatıyoruz. Hepimizin istediği yıldız pozlaması tamamlanıncaya kadar, sabırla ve çok uzun süre fener yakmadan bekliyoruz karanlıkta.
 
Daha sonra makineler ve lensler samanyolunu kadrajlıyor. Bu çalışma sonrasında kuvvetli el feneri ile samanyoluna ışık yolları çiziyoruz. Son olarak da, tel çeviriyor ve havada dönerek uçuşan alev topunu fotoğraflıyoruz.
 
Cumartesi günü bitiyor. Pazar günümüzün ilk saatini de bitirip fotoğraf avcılığında dönüyoruz otelimize. Yorgun bedenlerini dinlendirmeyi tercih eden de var aramızda, sabaha kadar sohbet edip, eğlenmeyi tercih eden de. Sabah kahvaltımızdan sonra, otelden tüm eşyalarımızı alarak çıkış yapıyoruz. Ama önce toplu bir anı fotoğrafı çektireceğiz otelin girişinde.
 
Otobüsümüz geceden belirlediğimiz gibi saat 10:00 da hareket ediyor. Yine antik kalıntıların arasından kıvrılan köy yollarından geçiyor ve Büyük Kalecik Kasabasında ilk fotoğraf molamızı veriyoruz.
 
Herkeste yeni bir fotoğraf yakalama sevdası ile gruplar halinde dağılıyoruz yine kasabanın sokaklarına.
 
Bu kasabada eski köy evleri giderek tuğlalı inşaatlarla yenilenmeye başlamışlar. Bügün köyde bir düğün var. Düğün yemeğine davet ediliyoruz ama, sokaklarda fotoğraf aramayı tercih ediyoruz çoğumuz.
 
Bir süre sonra istediği fotoğraf karesinden umudu düşen bir grup arkadaşımızla otobüsün yanında ayaküstü sohbet ederken Belediye binasından biri geliyor ve Belediye Başkanı’nın bizleri çay içmeye davet ettiğini söylüyor.
 
Yorgunluk çayı iyi olacak. Yazı İşleri bankolarının önünden geçip beş, altı kişilik bir grupla Başkan’ın odasına geçiyoruz. Başkan sıcak karşılıyor bizi ve çay ikram ediyor. Daha sonra kalabalık arkadaş grubumuz toplanmaya başlayınca Belediye binası önündeki gölgeye konulan sandalyelerde çay içip, fotoğraf sohbetleri yapıyoruz.
 
Bu sohbet sırasında bir grup hanım arkadaşımızın düğün evine gidip, gelin odasında, hem çalıp oynadıklarını, hem de köy düğünü kompozisyonlu fotoğraflar çektiklerini dinliyoruz.
 
Başka bir grup arkadaşımız, kasabanın diğer mahallesinde hayvancılık yapan evlerde, ya da maydanoz ve yeşil sebze üreticilerine dair ilginç fotoğraf kareleri aldıklarını anlatıyorlar. Galiba bu kasabada yalnızca çok küçük bir grup olarak bizler fotoğraf yakalayamadık.
 
Çaylarımızı içtikten sonra otobüsteyiz yine. Ve hepimizi çok heyecanlandıran ve mutlu eden sürpriz program açıklanıyor.

"Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar : «Üç,» dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı."
 
(Nazım Hikmet Ran)
 
Evet, bundan sonraki durağımızda, Kocatepe anıtında Ata’mızın huzuruna çıkacak, çevre dağlara ve ovalara bakacaktık.
Üstelik mangalda Afyon sucuğu ile öğlen yemeğimizi de Kocatepe dağında yiyecektik. Bu sürpriz açıklamayı alkışlar arasında dinliyoruz.
 
Kocatepe dağının eteğindeki köyün dokusunu çok beğeniyoruz. Dönüşte belki kalıp fotoğraf çekeriz umuduyla Kocatepe dağına tırmanıyoruz. Yol boyunca, Kurtuluş Savaşımız, şehitlerimiz ve Kocatepe Anıtı hakkında geniş bilgiler veriyor rehberimiz.
 
Yükseklerdeyiz. Binsekizyüzyetmişdört  rakımda, Ata’mızın huzurundayız ve çok heyecanlıyız. Topluca grup halinde anı fotoğraflarımızı çekip yine dağılıyoruz fotoğraf yakalamak için.
 
Bir süre sonra mangalda sucuk partimiz başlıyor. Bu sürprize yeterince şaşırmışken hepimiz, final sürprizi açıklanıyor. Üzerinde Afyon kaymağı ile nefis ekmek tatlısı...
 
Bazılarımız önce nazlanıyor, rejim kaygısıyla. Ama öyle nefis bir ortam ki unutturuyor rejimi, ve sonlanıyor tüm kaygılar. Hepimiz dilediğimiz kadar yiyip içiyoruz.
 
Kocatepe’den inişte aşağıdaki köyde fotoğraf molası verirsek gecikiriz kaygısıyla devam etme kararı alıyor çoğunluğumuz. İçimizdeki gençlerden Semra ablamız, bu köyde fotoğraf için kalmayacağımıza çok üzülüyor ve “Yarım saat geç gitsek ne olur ki, buralara kadar gelmişken fotoğrafı bırakıp gitmemizi anlamıyorum” diye söyleniyor kendi halinde.
 
Afyon’da önce bize bu güzel gezi programını hazırlayan ve sıcak ilgileriyle muhteşem güzellikte iki gün yaşamamızı sağlayan rehberlerimiz Sedat Buğa ve Gazi Aydın ile vedalaşıyoruz.
 
Otogara uğramadan önce kaymak ve lokum alışverişi için kısa bir mola veriyoruz. Bazılarımız alışveriş telaşında. Bazılarımız da halen fotoğraf sohbetlerindeyiz. Semra ablamız alışveriş molasını duyunca “kaymak, sucuk için mi geldik buraya, bu zamanı köyde fotoğraf çekimi için kullansaydık” diye söyleniyor. Hayranlığım artıyor bu genç ve güzel Semra ablamıza.
 
Alışveriş telaşımızı da bitirip, yoğun ve yorucu olmasına rağmen çok değerli dostlarla tanışmanın mutluluğu ve güzel fotoğraflarımızla İstanbul’un gece trafiğinde buluyoruz kendimizi.
 
Hüseyin Kekiç
 
***

  • BİZE ULAŞIN

  • Feyzullah Mahallesi Bağdat Caddesi Plaj Yolu Sokak No:3/C Maltepe / İstanbul

www.teknovizyon.net/
YukariCik