Ercüment Ersoy - Selman Vefa Yıldırım


16 Ocak 2016 Salı 20:00
İpmpladent sunum salonunda
Mersin Olba Fotoğraf Derneğinde
ERCÜMENT ERSOY - SELMAN VEFA YILDIRIM
Sunum ve söyleşileri ile siz fotoğraf sever dostlarla olacaklardır
etkinlikliklerimiz tüm sanatseverlere açıktır.

ERCÜMENT ERSOY -EFIAP-

2013 Yılında AFAD Temel Eğitim ve İleri Teknikler Eğitimini tamamladıktan sonra 2014 yılında AFAD üyesi oldum. 2015 yılında BYPASS isimli ilk kişisel sergimi açtım. Aynı yıl AFIAP ünvanını aldım. 2015 yılında BYPASS AFAD 13 Kare Gösteri yarışmasında Özgen ÖZGENAL ödülünü almış olup, Sami Güner Kupasında ilk turu geçme başarısı kazanmıştır. 2016 yılında Murat Tahiroğlu Yaratıcı Kuramsal Atölyesini tamamladım. Aynı yıl içerisinde Açıköğretim Fakültesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümünü bitirdim. 2016 yılında Küratörlüğünü Emel karakozak tarafından yürütülen Kuş Pazarı Düş Pazarı isimli sergide görev aldım. Kuş Pazarı Düş Pazarı gösterisi Sami Güner kupasında 2. turu geçme başarısı sağlamıştır. 2016 yılında EFIAP ünvanımı aldım. 2016 yılında proje küratörlüğünü kendim yürüttüğüm Metalmorfoz isimli Dökümhane konulu bir sergi organizasyonu gerçekleştirdim. Aynı sene içerisinde yazar Dr. İbrahim Algan ile birlikte Gözün Uzamı isimli bir pskilojik denemelerin fotoğraflar ile betimlendiği bir kitap çalışmasında bundum. 2017 yılında AFAD üyeliğinden ayrılarak Mersin Fotoğraf Derneği ve Sille Sanat Sarayına üye oldum. 2017 yılında ALARGA isimli gösterim ile 11. Sami Güner Kupasını almaya hak kazandım. Sille Sanat Sarayı tarafından gerçekleştirilen Seyit Ali Ak kupasında Güz yeşili isimli gösterim ile ilk turu geçme başarısını kazandım. Kazanılan tecrübelerin paylaşıldıkça gerçek amacına ulaşacağı düşüncesi ile hareket ederek, üretmeyi seven ve üretmek isteyen ile birlikte yol almayı seven bir anlayışa sahip olmaktayım. Kavramsal sokak fotoğrafçılığı ve sosyal Belgesel konularda çalışmayı seven bir fotoğrafçı olma yolunda ilerlemekteyim.

APSİS YÜKÜ fotoğraf sergisi 1.5 yıl kadar süren çekimlerin ve 1.5 yıl kadar süren fotoğraf değerlendirmelerinin sonucunda ortaya çıkan bir sergidir. Toplam 49 fotoğraftan oluşmaktadır, bunların 35’i 75x100 ve 14’ü 50x70 cm ebatlarında yüksek kaliteli renkli baskıdır.
APSİS YÜKÜ Üzerine
Postmodernizm postgerçeklik aşamasına geldi…
“Hakikat” insan zihninden silinedururken artık herkesin “kendi gerçeği” var.
Thomas D. Docherty’den (1992) bir alıntı ile başlamak istiyorum: “Avrupa’da bir hayalet geziniyor: Postmodernizm…Postmodern hayaletin dokunmadığı neredeyse tek bir entelektüel faaliyet alanı yok. Bu hayalet, mimariden zoolojiye dek her kültürel disiplinin üzerinde iz bırakıyor; biyoloji, ormancılık, coğrafya, tarih, hukuk, edebiyat ve tüm sanat dalları, tıp, siyaset, felsefeye kadar uzanıyor. Ama bu şekilsiz varlık gene de bir hayalet ve oldukça korkunç bir hayalet olarak kalıyor.”
Moderniteye bir eleştiri getirmekten çok modernitenin kazanımları ile uğraşan ve bu kazanımların tam karşısında konumlanan postmodernite 60’lı yıllardan bu yana felsefe, mimari, resim, sanatın diğer kolları derken yaşamın pratiğinde de etkilerini bireyler, bireylerle beraber toplumlar üzerinde ekonomi ve siyaset üzerinden iyice gösterir oldu.
Neoliberal ekonominin yerleşmesi ve küreselleşmiş şirketlerin hegemonyasında berbat distopyaların kurulması için toplumlar üzerine hücum edildi. Batı ve doğu toplumları üzerinde farklı yansımalara ve tepkilere neden olan bu hücumların birey üzerindeki ortak etkisi ise insanı insanlığından çıkarma, benliğini yadsımasına neden olma, doğasına yabancılaştırma ve otomatikleştirme oldu. Emek, olanca bir saldırıya uğradı. Her katmanda “emeğin” yok sayılması, insanın insani olandan uzaklaştırılması, cahilleştirme ve kitleleri bu şekilde kontrol altına alma hali yukardan aşağıya çökkün, umutsuz, yılgın bireyleri, kötülüğün sıradanlığına kapılmış, hafızası ve hakikat kavramı yarılmış toplumları yarattı.
Evrensel ölçekte işleyen bu mekanizmanın mikro ölçekte yansımaları ve bunun “izleyiciye” yani kendisine yani kendimize bir analoji ile anlatılması işlemi bu dünya ile dertleri olanlara, çağın tanıklarına kaldı.
Benim derdim postmodernizmle; çağcıl bir veba gibi zihinlere ve ruhlara, toplumsal bir histeri ile yayılıp insanlığı yok etmesine isyankarım. İsyanım aynı zamanda “emeğin” yok edilmesine, çaresiz, kaygılı, bedenine hapsolmuş insanımsılar yaratılmasına. İşte bu yüzden bir mikrokozmoz olarak yanı başımda geçen, temel halinden yaşanılan yer haline gelinceye kadar görüntüledim inşaatı ve emekçisi insanı, gördüğüm gibi -salt bir imaj olarak değil- kanlı canlı insan haliyle ve tüm bu imajları tek tek ve bir bütün halinde fotoğrafın çağdaş/güncel yorumları ile yeniden düzenledim. Legolaşmış, küçülmüş insanlık durumunu, kaos halindeki kentsel dönüşümü, tekdüzeleşmiş insan yaşamını, yok edilmek istenen ama varolmaya devam eden şeyi, beni, bizi, bireyi, insanı göstermeye çalıştım.
“Ben ben idim, onlar oydular
Karanlık indi bize sığındı
Yılları çok çağlar gibiyiz
Günleri çok yıllar gibiyiz
Uzun sessiz bir ağlamak gibiyiz
Geyik akar suları özleyince
Akmamız yok, çekilmiş nehirler gibiyiz.
…………………………
demiş Edip Cansever.
Distopyalara kurban olmayacağız…


  • BİZE ULAŞIN

  • Feyzullah Mh. Bağdat Cd. Plaj Yolu Sk. N:3/C Maltepe / İstanbul

  • 0216 399 4115

  • bilgi@anafod.org

www.teknovizyon.net/
YukariCik